Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kitap etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Hayatın Muhtevası

“Muhteva; kafiyeye, ölçüye ve şekilciliğe feda edilmiş.” . Modern Türk Şiirinde Yunus Emre Ocağı ve Çerağı, Hasan Aktaş. syf. 192. Yazar, bir şairi bu sözlerle tenkit ediyor. Onun kafiyeye uymak, ölçüyü uygulamak adına, şairin muhtevasını olmayacak geri planlara itmesini yargılıyor. Şiirin muhtevası; içeriğini, konusunu, bütünlüğünü yani tam manasıyla ruhunu ifade eder. Evet, şiirin ruhu bedenine teslim edilmiştir. Bu cümleyi okuduğumda, onun bir şiir tenkidinden öteye gitmesi gerektiğini düşündüm. Bir şiir tenkidinde öte, bir manifesto barındırıyor. Bazen bir şiir bir hayatın timsalidir. Şiirdeki ögeler de onun bir parçası. Kafiye, şiirdeki söz uyumudur, kulağa hoş gelir, dinleyeni hayran bırakır. Yani görünüşün; zerafetin ve güzelliğin timsalidir. Aynı zamanda poetik olarak zenginliği gösterir. Ölçüye, şiire yüklenmiş bir takım kurallardır, hece ölçüsüdür, aruz veznidir. Hayat nezdinde yasalardır, görgü kurallarıdır, ahlak kurallarıdır. Şekilcilik ise üstümüze yüklenen sıfatlardı...

Er Miti Kozmik Tasviri ve Yapay Zeka İle Görselleştirilmesi

 Platon'un 'Devlet' kitabının sonlarına doğru, bir mit anlatılır. Bu mite göre yıllar önce bir savaşta ölen Armenius'un oğlu Pamphyliyalı Er, on iki gün boyunca ahiret hayatını ve hesap sürecini yaşar. Fakat, Er dünyaya döndürülüp gördüklerini insanlığa anlatması için seçilmiştir. Bu yüzden de hesaba çekilmez, fakat tüm olanlara tanıklık etmesine izin verilir. İlk yedi günlük süreçte iyilerin gökyüzü kapısından cennete, kötülerin de yeraltı kapısından cehenneme gönderildiğine tanıklık eder. Buradaki tasvirler o kadar evrenseldir ki insalığın 2000 yıl öncesinden daha öteye dayanan ahiret inancının ortak köklerine, hatta dinlerin tek bir semâvi bir dine dayandığına dair izler taşır. Daha detayda yatan bir benzerlik olarak da, İslam'da cehennemde cezası bitenlerin cennete girecekleri inancıyla paralel olarak, bu betimlemelerde kötülerin cezalarını çektikten sonra cennete doğru yönelmeleri işlenir. Bu kısımdaki en beğendiğim tasvir ise zamanında çok kötü olarak bilinen ...

Malumattan Bilgiye: Modern Çağda Okuma

  "Öğrencilerimiz bugün, sözcüğün gerçek anlamıyla 'okumak' yerine, internetten ya da kitle iletişim araçlarından ulaşılan parça bölük bilgilerle sersemlemiş durumda genelde. " - Edward W. Said Edward W. Said bu pasaja 22 yıl önce 'Şarkiyatçılık' kitabının yeni basımı için yazdığı önsözde yer veriyor. Zamanın koşulları gereğince yalnızca 'internet ya da kitle iletişim araçları' ile okumanın yerini alan unsurlara yer veriyor. 22 senenin ardından bakıldığında söylemeye hiç gerek yok ki bu unsurlar çok daha ulaşılabilir -hatta sosyal medya ve  üretken yapay zeka  (Generative Artificial Intelligence) kavramlarıyla çoğaltılabilir. Peki nedir  'gerçek anlamıyla okumak' ? Bu sözle teknolojiye ve ya günümüzün bağlı küresel koşullarına yabancılaşmayı mı övüyor? Günümüz -benim de içinde bulunduğum- akademik koşullarının altında ve eğitim hayatım boyunca teknolojinin getirdiği hızlı değişıme ayak uydurmak zorunda kalan bir çağda yetişmiş olmanın verdiği d...

Hasan Aktaş'ın Çağdaş Türk Şiirinde Kuşlar Kitabı Üzerine

 Şu dünyada kuşlara çok özenirim. Herkese, her şeye gökyüzünde süzülürken bakabilmek nasıl arzulanmasın ki. Akşamları pusulasız uçup, sabahları yine ait olduğum topraklara doğru süzülebilmeyi isterdim. Fakat hangi kuş olmak istediğimi pek düşünmemişim, halbuki yarasa gibi bir kör kuş olmak da varmış. O zaman gökyüzünün o seyirliğine nasıl doyulur. Sülün gibi çok yakışıklı bir kuş da olabilirdim, fakat bu kez de sesimi duyunca kaçardınız. İşte o zaman kaknüs gibi kendi küllerimden çıkan kıvılcımla yanmak isteyebilirdim. Rakip olmak istemesem de kaknüs olmak isteyebilirdim, ve yahut sesim güzelce olacaksa karga gibi çirkin olmak göze alabilirdim. Papağan gibi çok konuşan ve ya horoz gibi vakitsiz öten bir kuş olmazdım galiba. Bilakis bir posta güvercini olup sırların aracısı olabilirdim, bir anka kadar renkli zarflarda taşırdım mektupları. Bülbül gibi de ah vah çekmezdim gülden ayrılınca, bilirdim tüm mektupların bende olduğunu. Ne olursa olsun, tüm kuşlar gibi, adım şiirlerde yer bu...

İbrahim Zeyd Gerçik'in Bir Yönetim Modeli Süleymaniye Kitabı Üzerine

Süleymaniye’nin bir yönetim, psikoloji ve kültür modeli olarak görülmesi kulağa hoş gelse de; bu yazılı eser, Süleymaniye’nin münferit kaynaklar veya turistik rehberler aracılığıyla ulaşılabilecek bir tanıtım broşürüne dönüşmüş. Bu kötü bir şey mi? Tabi ki değil, fakat eserin isminin getirdiği -ve yahut vad’ettiği- derinliğin yeterince yansıtıldığını söyleyemem. Birçok nokta, zoraki bir bağlam kurma veya beylik, didaktik laflardan ileri gidememe durumunu bana hissettirdi. Kişinin yaşamını şekillendirdiği din veya ideoloji temelinde, sosyal -ki burada özel olarak iktisadi ve işletmeye yönelik tarafı ele alınıyor- konulara yön verme arayışı benim nezdimde saygıyı hak eden bir eylem. Ki içerisini göremediğim şeffaf bir plastik ile çevrili kitabı alma sebebim bu düşünceye dayanıyordu. Fakat, buradaki amaç niyet edilen doğru eylemlerin güzel bir tezahürünü göstermek idiyse, bu bağlamlar daha sıkı kurulmalı idi. Yani başka bir deyişle peygamber hayatı anlatıp ardından iş dünyasında yalan söy...

Ali Şeriati’nin Fatıma Fatımadır kitabı üzerine

Dr. Ali Şeriati’nin Fatıma Fatıma’dır ve Kadın kitabı, keyifle okuduğum, sorgulamalara ve yeni ufuklara yol açan, bunun yanında öğretici tarafları bulunan da bir kitap. İsmi itibarı ile okunmadan önce kadınlara sesleniş gibi görünse de aslında Şeriati’nin yorumu ile İslam’ın sosyolojik yaklaşımlarına yer veriyor ve bunları tarihi ve günümüzü bağdaştıran yanları ve can alıcı örnekleri ile anlaşılır bir tarzda açıklıyor. Hz. Fatıma’yı ideal kadın olarak öne sürerken günümüz toplumunun kadın mefhumunun Şeriati’nin İslam adına öne sürdüğü idealden nasıl ayrıştığına değiniyor. Kitap, çevirmenin Ali Şeriati’yi tanıtıcı önsözüyle başlıyor. Aslında, Ali Şeriati’nin hakkını teslim ederken, onun ‘Şia’ esintisi düşüncelerinin kendisini bağlamadığını belirterek bir nevi günah çıkarma merasimi yapılıyor. Bu önsözden sonra kitapta Ehl-i Sünnete küfre varan cümleler görsem şaşırmazdım fakat işin aslı Şeriati’nin yaklaşımı bu değildi. Zaten kitabın ekserisinin konusu da bu değildi, daha ziyade top...