Ana içeriğe atla

Sürrealist

 

Fotoğrafta ne görüyorsunuz?


Bulamadınız mı? Daha yakından bakın.


Bu bir elma. Yeşil elma. Devasa bir yeşil elma.

Brüksel'de gökyüzünde ışıldayan bu elmayı görünce onun oradaki varlık amacını sorguladık.
Hz. Google'a sorunca, bu elmanın; sürrealist eserlerin sergilendiği Magritte Müze'sinin yenilenmesi sırasında, hem müzenin görünürlüğünü arttırması hem de sürrealizm temasına bir katkı olarak çatıya yerleştirildiğini öğrendik.¹

Gerçekten ilk amacına ulaşıp ilgimizi çekti. Bir zamanların meşhur Oktay Usta'sının sunduğu programı anımsattı. Resmen oradaki yeşil elmayı kopyalamışlar. Öyle değil mi?

öyle... değil mi?

Dikkat! Tuzak soruydu. Eğer ki, 'evet, öyle' dediyseniz düştünüz tuzağa.

Çünkü esas sürrealizm burada başlıyor ve elmanın çatıdaki varlığı ikinci amacını tamamlıyor.

Bu soruya kadar bizce de her şey normaldi. Fakat, bunu Oktay Usta'yla beraber düşündüyseniz, üzgünüm ne kadar FETÖ'cüsün testinden 'üst akıllarca' tam not aldınız.

Üst akıllar, sürrealizmde bir çığır açarak Brüksel'in tepesinde parlayan bu yeşil elmayı,  Oktay Usta ile bağdaştırmanızı bir FETÖ'cülük alameti sayacaktır. 

Olur mu öyle şey demeyin, bal gibi olur.

Çünkü, Hz. Vikipedi'de sürrealizmin temelinde aklı yadsıyan eserlerden aldığından bahsederken, aklın kontrolünden kaçan şuur akışının, rastlantıya bağlı ruh durumlarının, düzensiz hayallerin ve rüyaların sanata aktarılmaya çalışıldığı bir edebiyat akımı olarak tanımlar.²

Şimdi Brüksel'in tepesinde parlayan bir yeşil elma paylaşımından FETÖ bağlantısı kuran sanatçı zihinleri düşünüp şu soruları cevaplayın:

* Akıl daha fazla nasıl yadsınabilir?
* Nasıl bir şuur ve ruh durumu bu az bilinmeyenli denklemi kurabilir?
* Daha fazla şizofreniye kaçan hayal ve rüya var mıdır?

İşte, bu üst akıllar aslında kurduğu bu bağlam ile, o elmanın orda bulunma amacına uygun olarak sürrealist akımı iliklerine kadar yaşatmayı amaç edinmişlerdi.

İşte Türkiye'deki siyasal bilimsizliğin, bağnazlığın ortaya çıkardığı muazzam bir sanat, sürrealistler bile bu kadarını tahmin etmemişti!

Taha Huzeyfe Aktaş
20/04/2025

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Malumattan Bilgiye: Modern Çağda Okuma

  "Öğrencilerimiz bugün, sözcüğün gerçek anlamıyla 'okumak' yerine, internetten ya da kitle iletişim araçlarından ulaşılan parça bölük bilgilerle sersemlemiş durumda genelde. " - Edward W. Said Edward W. Said bu pasaja 22 yıl önce 'Şarkiyatçılık' kitabının yeni basımı için yazdığı önsözde yer veriyor. Zamanın koşulları gereğince yalnızca 'internet ya da kitle iletişim araçları' ile okumanın yerini alan unsurlara yer veriyor. 22 senenin ardından bakıldığında söylemeye hiç gerek yok ki bu unsurlar çok daha ulaşılabilir -hatta sosyal medya ve  üretken yapay zeka  (Generative Artificial Intelligence) kavramlarıyla çoğaltılabilir. Peki nedir  'gerçek anlamıyla okumak' ? Bu sözle teknolojiye ve ya günümüzün bağlı küresel koşullarına yabancılaşmayı mı övüyor? Günümüz -benim de içinde bulunduğum- akademik koşullarının altında ve eğitim hayatım boyunca teknolojinin getirdiği hızlı değişıme ayak uydurmak zorunda kalan bir çağda yetişmiş olmanın verdiği d...

Gotik Zamandan Kalma Bir Kent: Brugge

Bu blogda, Brugge 'e uzanan yolculuğumuzun duraklarından ve yürüme güzergâhımızdan bahsedeceğim. Orta Çağ esintilerini tam kalbinde taşıyan bu tarihi ve aynı zamanda romantik kenti yürüyerek keşfetmek çok isabetli bir seçim oldu. Harita da yürüme rotamızı görebilirsiniz. Google Haritalar üzerindeki güzergâhımız 1. İlk durağımız tabi ki de Brugge Central Tren İstasyonu  oldu. Brüksel 'den başlayan yolculuğumuz yaklaşık bir saat sürdü. Tren istasyonundan çıkıp şehrin göbeğine doğru yürümeye başladık.  2. Şehri çevreleyen kanalı geçtikten sonra, ırmak yatağını takip ederek sağa doğru yöneldik. Buradaki ilk durak olan Poertoren (Gunpowder Tower)  [ google yorumu ] iki ırmağın kavuştuğu noktada çok güzel bir manzaraya sahipti.  Galata Kulesi' ni hatırlatan, çok daha küçük olan bu kuleye giriş yoktu. 3. Kulenin önündeki bahçenin keyfini çıkardıktan sonra, Minnewaterbrug (Lovers' Bridge)  [ google yorumu ] üzerinden geçmeyi ihmal etmedik. 4. Köprü ismini aldığı Minnewa...

Hasan Aktaş'ın Çağdaş Türk Şiirinde Kuşlar Kitabı Üzerine

 Şu dünyada kuşlara çok özenirim. Herkese, her şeye gökyüzünde süzülürken bakabilmek nasıl arzulanmasın ki. Akşamları pusulasız uçup, sabahları yine ait olduğum topraklara doğru süzülebilmeyi isterdim. Fakat hangi kuş olmak istediğimi pek düşünmemişim, halbuki yarasa gibi bir kör kuş olmak da varmış. O zaman gökyüzünün o seyirliğine nasıl doyulur. Sülün gibi çok yakışıklı bir kuş da olabilirdim, fakat bu kez de sesimi duyunca kaçardınız. İşte o zaman kaknüs gibi kendi küllerimden çıkan kıvılcımla yanmak isteyebilirdim. Rakip olmak istemesem de kaknüs olmak isteyebilirdim, ve yahut sesim güzelce olacaksa karga gibi çirkin olmak göze alabilirdim. Papağan gibi çok konuşan ve ya horoz gibi vakitsiz öten bir kuş olmazdım galiba. Bilakis bir posta güvercini olup sırların aracısı olabilirdim, bir anka kadar renkli zarflarda taşırdım mektupları. Bülbül gibi de ah vah çekmezdim gülden ayrılınca, bilirdim tüm mektupların bende olduğunu. Ne olursa olsun, tüm kuşlar gibi, adım şiirlerde yer bu...