Ana içeriğe atla

Hollanda Seyahati - 1. Gün: Balk Yolu

Hollanda'ya geleli neredeyse 9 ay olmuştu ve yaşadığımız Amsterdam dışında yalnızca Rotterdam'a ve bir kaç yakın kasabaya kısa ziyaretlerimiz olmuştu. Avrupa maceramızda yeni bir tatil planlama zamanı gelmişti ve ilk olarak Hollanda'nın içini keşfetmenin iyi bir karar olacağına eşimle beraber karar verdik. Hollanda'nın biraz kuzeyinde kalan Giethoorn'u ziyaret listemize eklemiştik bile. Burayı referans alarak bir planlama yaptım. Hollanda içerisinde şehirlerarası ulaşım için ilk tercih yöntem demiryolu. Fakat demiryolu taşımacılığı göreceli pahalı ve her yere direkt ulaşım mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle, araba kiralama seçeneğine yöneldik. Bu sayede geçtiğimiz güzergahlardaki bir çok çekici Hollanda kasabasını da ziyaret edebilecektik. Üstelik tren ile seyahatin pahalılığı da göz önünde bulundurulduğunda araba kiralama her bakımda akıllı bir karar gibi duruyor.

Almere Poort Sahil Yolu
Almeere Poort Sahil Yolu

Araba kiralamak için şehir içi kiralama şirketi olan ShareNow'u ilk olarak değerlendirdim. Daha önce şehir içinde bir kere araba kiraladığım için bu seçeneği ilk değerlendirdim, fakat, onların yalnızca elektrikli araçları vardı ve şarj konusunda ne kadar imkan bulacağımızı ve bir şarjın vakit olarak bize ne kadar mâl olacağını bilmediğimden kuşkulu yaklaştım. Daha sonrasında incelediğimde de, her ne kadar günlük ücret 22 euro gibi makûl bir miktar gibi görünse de kilometre başına ekstra yaklaşık 25 cent ücret ile uzun mesafede cok da yara saglamadığı gercegini fark ettim. Ayrıca sehir ici olarak tasarlandığı için yakıt dolumlarının sehir dışında cebimden ödeyip sonrasında şirketin bana ödemesini beklemem çok muhtemeldi. Tüm sebepler benim diğer opsiyonları da değerlendirmeme de sebep oldu. Bir başka kiralama uygulaması olan sixth uzerinde 4 günlük 277 euro ödeyerek ekonomi sınıfı bir araç kiraladım. Manuel bir araba tercihi yapsam 30-40 euro civarında daha az ödeme yapacaktım. Bununla beraber en basit sigorta planını satın aldım, daha kapsamlı başka bir sigorta planı da bu fiyatın üzerine 110 eurodan fazla ekleyecekti.

Almere-Lelystad boyunca
uzanan rüzgar gülleri
Nihayet tatilin ilk günü geldiğinde öğlen arabayı teslim aldım ve öğleden sonra yola koyulduk. Konaklama için Balk'ta bir stüdyo daireyi Airbnb üzerinden kiralamıştım. Bugünkü hedefimiz de akşam 9:00 civarı oraya varıp, yol üzerinde de gezilecek yerleri gezip hoşça vakit geçirmekti. Bu nedenle en kısa yolu değil, daha çok keşfedebileceğimiz rotayı tercih ettim.

Amsterdam ile Almere'yı birbirine bağlayan Hollandse köprüsünü geçtikten sonra ilk çıkıştan sağa aynı zamanda Almere Poort denilen bölgeye bağlanıyordu. Biz ise burayı otobandan ayrılmak için kullandık çünkü burada sahil yolunun keyfini çıkarabileceğimizi düşünmüştüm. Gerçekten de düşüncemde haklı çıktım, yol neredeyse denizin içerisinden ve güzel arazilerin yanıbaşında geçiyordu. Sağda yeşillikler solda ise mavilik serili idi. Devasa rüzgar güllerinin de yanında geçiyorduk. Bununla beraber hemen yol ile sahil arasında çok keyifli olduğundan emin olduğum bir bisiklet yolu da bulunuyordu. Oradan bisiklet ile yola çıkıp yaklaşık 20 kilometre yakınlıktaki bir şehir olan Lelystad'a bisiklet sürmek istediğimi itiraf etmeliyim. Bununla beraber, su kenarında arabalar için ara ara bir çok park yeri, hatta dalgakıran gibi denizin içerisine giren güzel dinlenme ve vakit geçirme yerleri vardı. Biz de bu keyfi yaşamak birkaç kez durakladık ve eşsiz manzaraların keyfini çıkardık. Bu doğal ortamda ayrıca bir çok kuş türü de gözlemlenebiliyordu. Kuşlar da suyun tadını çıkarıyorlardı. 

Lelystad yakınındaki at çiftliği
Bununla beraber çok güzel yürüyüş patikalarına sahip olduğunu da haritadan görüyordum. Ormanlık alanların içerisinde yürüyüş patikaları da vardı, fakat tabi yer yer fazla ıssız da olabilir. Lelystad'a yaklaşmışken şehrin girişindeki Het Bovenwater etrafındaki yerleri görmek istedik. Bir sahil görünüyordu. Oraya giderken özel bir mülkiyetteki at çiftliğini ziyaret ettik. Hemen burayı geçince Toms Creek adında balık tutma etkinliği yapıldığını anladığım bir mekanın yanından geçtik. Buradan hemen sonra da plaja ulaştık. Suya girmek için gelmediğimiz için yalnızca kumsalda turladık. Dar bir kumsaldı fakat havanın da etkisiyle insanlar hoş vakit geçirmek için doldurmuşlardı. Suya girmesesek de uzun bir mesafe sığ devam ettiğini göle girenlerden anladık, suyun kalitesi ise dışarıdan fena durmuyordu yalnızca kumsalın etkisiyle biraz bulanıktı. Plajın hemen karşısında da ormandaki patikalara açılan bir yol vardı. 

Batavia Stad Outlet
Burayı da gördükten sonra Leylystad içerisindeki Batavia Stad Outlet alışveriş merkezine de yola çıktık. Gelmişken buraya da görmek hem de mağazaları gezmek istemiştik. Girişte büyük bir dönme dolap da vardı. Onun fotoğraflarını da çekip alışveriş merkezini gezmeye başladık. Bilindik markalar, çekici mağazalar ile sizi karşılıyordu. Fiyatların da bu markaların normal satış fiyatlarına göre daha uygun olduğunu söylemeliyim. Fakat bu durum bedenlerin kolay tükenmesine de yol açmış, bu nedenle kıyafet kategorisinde çok büyük veya küçük bedenlerin dışındakileri bulmak kolay değil.  

Burada bir hayli yorulduktan sonra tekrar yola devam ettik. Bundan sonraki hedefimiz artık kiraladığımız evdi. Fazla oyalanmadan Balk kasabasına vardık. Evi bulmamız kolay oldu ve ev sahipleri bizi gayet güzel karşıladılar. Ev sahipleri aşağı katta kalıyordu ve yukarı katı da iki stüdyo daireye döndürerek kiraya veriyorlardı. Güzel ve beyaz rengin hakim olduğu güzel bir konsept oluşturmuşlardı. Bizim için aynı kasabada üretilen bir ekmek de masaya bırakmışlardı. Homestay Wouw adını verdikleri bu stüdyolarda hiçbir şeyi ihmal etmemişler ve çok hoş da bir dekor oluşturmuşlardı. Ayrıca bahçede de biz misafirler için yerler ayırmışlar ve bu sayede bahçe keyfi de yapabilecektik. En önemlisi eşim de burayı sevdi. Kahve makinası da en çok hoşuna gidenlerden oldu. Bu güzel stüdyo daire, bu yaz döneminde Amsterdam civarında olsa muhtemelen bir buçuk katından fazlasını ödememiz gerekirdi fakat iki gecelik bu mekana da yaklaşık 210 Euro ödedim. Bugünü de buradaki rahat yatakta sonlandırdık. 



Taha Huzeyfe Aktaş
30/07/2024

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ali Şeriati’nin Fatıma Fatımadır kitabı üzerine

Dr. Ali Şeriati’nin Fatıma Fatıma’dır ve Kadın kitabı, keyifle okuduğum, sorgulamalara ve yeni ufuklara yol açan, bunun yanında öğretici tarafları bulunan da bir kitap. İsmi itibarı ile okunmadan önce kadınlara sesleniş gibi görünse de aslında Şeriati’nin yorumu ile İslam’ın sosyolojik yaklaşımlarına yer veriyor ve bunları tarihi ve günümüzü bağdaştıran yanları ve can alıcı örnekleri ile anlaşılır bir tarzda açıklıyor. Hz. Fatıma’yı ideal kadın olarak öne sürerken günümüz toplumunun kadın mefhumunun Şeriati’nin İslam adına öne sürdüğü idealden nasıl ayrıştığına değiniyor. Kitap, çevirmenin Ali Şeriati’yi tanıtıcı önsözüyle başlıyor. Aslında, Ali Şeriati’nin hakkını teslim ederken, onun ‘Şia’ esintisi düşüncelerinin kendisini bağlamadığını belirterek bir nevi günah çıkarma merasimi yapılıyor. Bu önsözden sonra kitapta Ehl-i Sünnete küfre varan cümleler görsem şaşırmazdım fakat işin aslı Şeriati’nin yaklaşımı bu değildi. Zaten kitabın ekserisinin konusu da bu değildi, daha ziyade top...

Hasan Aktaş'ın Çağdaş Türk Şiirinde Kuşlar Kitabı Üzerine

 Şu dünyada kuşlara çok özenirim. Herkese, her şeye gökyüzünde süzülürken bakabilmek nasıl arzulanmasın ki. Akşamları pusulasız uçup, sabahları yine ait olduğum topraklara doğru süzülebilmeyi isterdim. Fakat hangi kuş olmak istediğimi pek düşünmemişim, halbuki yarasa gibi bir kör kuş olmak da varmış. O zaman gökyüzünün o seyirliğine nasıl doyulur. Sülün gibi çok yakışıklı bir kuş da olabilirdim, fakat bu kez de sesimi duyunca kaçardınız. İşte o zaman kaknüs gibi kendi küllerimden çıkan kıvılcımla yanmak isteyebilirdim. Rakip olmak istemesem de kaknüs olmak isteyebilirdim, ve yahut sesim güzelce olacaksa karga gibi çirkin olmak göze alabilirdim. Papağan gibi çok konuşan ve ya horoz gibi vakitsiz öten bir kuş olmazdım galiba. Bilakis bir posta güvercini olup sırların aracısı olabilirdim, bir anka kadar renkli zarflarda taşırdım mektupları. Bülbül gibi de ah vah çekmezdim gülden ayrılınca, bilirdim tüm mektupların bende olduğunu. Ne olursa olsun, tüm kuşlar gibi, adım şiirlerde yer bu...

Gotik Zamandan Kalma Bir Kent: Brugge

Bu blogda, Brugge 'e uzanan yolculuğumuzun duraklarından ve yürüme güzergâhımızdan bahsedeceğim. Orta Çağ esintilerini tam kalbinde taşıyan bu tarihi ve aynı zamanda romantik kenti yürüyerek keşfetmek çok isabetli bir seçim oldu. Harita da yürüme rotamızı görebilirsiniz. Google Haritalar üzerindeki güzergâhımız 1. İlk durağımız tabi ki de Brugge Central Tren İstasyonu  oldu. Brüksel 'den başlayan yolculuğumuz yaklaşık bir saat sürdü. Tren istasyonundan çıkıp şehrin göbeğine doğru yürümeye başladık.  2. Şehri çevreleyen kanalı geçtikten sonra, ırmak yatağını takip ederek sağa doğru yöneldik. Buradaki ilk durak olan Poertoren (Gunpowder Tower)  [ google yorumu ] iki ırmağın kavuştuğu noktada çok güzel bir manzaraya sahipti.  Galata Kulesi' ni hatırlatan, çok daha küçük olan bu kuleye giriş yoktu. 3. Kulenin önündeki bahçenin keyfini çıkardıktan sonra, Minnewaterbrug (Lovers' Bridge)  [ google yorumu ] üzerinden geçmeyi ihmal etmedik. 4. Köprü ismini aldığı Minnewa...